Ağustos ayında, “Bana savunma yaptırmıyorlar” diyerek kıyameti kopartan Ekrem İmamoğlu...
Fonladığı Sözcü gazetesinin haberine göre, duruşma salonu 2.295 kişilik. Ve tümüyle dolu.
Adeta televizyondan canlı yayın yapılıyor, sayın...
İkinci güne başlarken, Ekrem Bey hayat hikayesini anlatmaya başlıyor:
“Ben, 40 haneli köyde doğdum ya. 40 haneli köyde doğdum köyde. Emekçi bir annenin, çalışkan bir babanın evladı olarak.”
Bilmiyorum, 45 haneli köyde doğmuş olsa idi, iki villa yerine, 3 villa almayı mı talep edecekti?
Ne demek istiyor; 143 ayrı suç isnadı ile Ekrem Bey’in 40 haneli köyde doğmasının ne alakası var, anlamadım.
Belki 2.295 kişilik salonda anlayanlar olmuştur. Onlar bize de anlatsınlar, yarın okurlarımızla paylaşalım.
“Şehirde apartmanımız vardı, köyde yaşadık. Köyün bereketini yaşadım. Çıplak ayakla tarlada gezdim.”
Doğdun. Senin bir annen var, bir baban var... Doğumda yardımcı olan eben var...
Kimse, “Ekrem İmamoğlu uzaylıdır. Aydan gelmiştir. Köyde hiç yaşamamıştır” demiyor.
“Tütünü bilirim, fındığı bilirim. Bahçeyi bilirim. Anacığımın 9-10 tane ineğini bilirim.”
Duruşma salonunda değildim... Ama fonlanmış internet sitesinden Ekrem İmamoğlu’nun anlatımını okurken bile...
“Anacığımın 9-10 tane ineğini bilirdim” deyince...
“Bu Ekrem, şimdi başlarsa ineklerin adlarından, yavrulamasından, süt sağarken yaşadıkları olaylardan... Bir ineğin adının Sarıkız, diğerinin Beyazkız olduğundan... Hapı yuttuk. Akşam maç var, gazete geç basılacak ama... Mümkün değil, maçın bitimine bile yetişmez yazı” dedim kendi kendime...
Neyse ki bana da acımış Ekrem Bey... Bu kısmı kısa kesmiş.
Ama mahkeme heyeti merak ediyor: “Rüşveti bilir misin? Tarifen kaçtan başlar? Kaça kadar yükselir? Rüşveti alırken hangi metotları kullanırsın? Ağırlıkla taşınmaz devri ile mi bitirirsin işleri, yoksa nakit de kabul eder misin? İrtikap nedir, anlatır mısın? İSKİ’den alacağı olan müteahhitten villaları bedavaya kapatmanın kaç yolunu bilirsin?”
Ama Ekrem Bey’in bunları anlatma niyeti yok.
O tarla ile, çıplak ayak ile, anasının inekleri ile zaman doldurmaya çalışıyor.
Dünkü savunması da bu ve benzeri hikayelerle tamamlanıyor.
Ama savunması sırasında rahmetli Hasan Karakaya ağabeye de dil uzatıyor ki...
İlk tepkim, “Katil, cinayet mahalline mutlaka döner” sözünü hatırlamak oldu.
143 ayrı suç ile yargılanıyorsunuz. O kadar yatmanız ceza kanunu açısından teknik olarak mümkün değil ama... Binlerce yıl hapis talebi ile yargılanıyorsunuz.
Yargılanmadığınız bir olaya gidiyorsunuz.
Resmen savcıya, emniyete, “Atladığınız daha ne suçlar var” diyorsunuz.
Ekrem İmamoğlu, dünkü duruşmada kimse sormadan anlatıyor:
“Hakkımda, aleyhimde en galiz hakaretleri yapan Akit gazetesine bile gittim Beylikdüzü Belediye Başkanı iken. Gazeteyi aradım, ısrarla randevu istedim. Hakkımda bir köşe yazısı yazmış, hakaretle dolu. Şahidim burada. Beylikdüzü’ndeydim. Atladım gittim. Beni ağırladı. Gazete genel yayın yönetmeniydi. Sanıyorum rahmetli oldu, Allah rahmet eylesin. Dedim ki: ‘Ya bunları niye yazıyorsunuz kardeşim? Ya benim böyle bir şeyle işim yok.’ Bunları konuştum kendisiyle, anlattım. 1 gün sonra ne manşet atıldı; sohbet ettik, çikolatamızı yedik, ne atıldı biliyor musunuz? Ekrem İmamoğlu gazeteyi bastı! Şaka değil, aynen böyle.”
Hasan ağabeyin, Ekrem İmamoğlu’nun müteahhitlik döneminde, Beylikdüzü Belediye Başkanlığının ilk yılında yaptığı yolsuzluklarla ilgili yazı yazdığı doğru...
Kendi açtığı dava dilekçesi ile ispat edeceğim, Ekrem İmamoğlu’nun nasıl bir yalancı olduğunu.
Diyeceksiniz ki, milyarlarca lirayı iç eden adam Hasan ağabey için bir yalan söylemiş, çok mu?
Ekrem İmamoğlu’nun aleyhinde çok sert yazı kaleme alan iki gazetecinin kalp krizi ile vefatını bir yere not edin.
Biri Hasan Karakaya ağabey; 2015 yılı sonu. Diğeri Telat Çabuk; 2016 Ağustos ayı...
İkisinin de cenazesine katılıyor Ekrem İmamoğlu...
Bu noktayı daha sonra genişçe değerlendirmek üzere rafa koyalım.
Ekrem Bey’in hangi tarihte Akit’e geldiğine bakalım:
04.10.2016. Yani Hasan ağabeyin vefatından çok sonra...
Ve o gün yapılan haberi de Ekrem Bey’in açtığı dava dilekçesine giren bilirkişi çözümünden aktarayım:
“Haramzade Ekrem İmamoğlu, doğrunun yanında tavır koyan Akit TV’ye geldi. Bayram değil seyran değil, İmamoğlu Akit TV’ye neden geldi dersiniz? Daha önce röportaj teklifimize geri dönüş bile yapmayan İmamoğlu, yaptığı rezaletleri ortaya çıkarınca birden Akit TV’de bitti. Hemen ardından da 15 Temmuz’da nerede olduğunu sorguladığımız haberimizi mahkeme kararıyla kaldırttı. Ekrem’e sadece şunu diyoruz: Pasaportunu getirmeye cesaret edebilseydin biz haberi kaldırırdık.”
Demek ki Hasan ağabey, Ekrem İmamoğlu ile görüşüp ertesi günü de “Ekrem İmamoğlu gazeteyi bastı” diye haber yaptırmamış.
Haber metnini de verdim. Haber metninde gerçeğin gizlenmesi diye bir şey yok.
Biz ne isek oyuz... Ama “gazeteciler arasında fark gözetmek” diye dün mahkeme salonunda ahkam kesen Ekrem İmamoğlu’nun, Akit TV’ye icra memuru yolladığını, avukatının haczetmek ve yediemine götürmek üzere “canlı yayın kamerasını” aradığını hatırlatayım.
Canlı yayın kamerasını götüremeyince, haber servisindeki bilgisayar ve televizyonları yediemine götürdüğünü hatırlatayım.
Ekrem Bey, doğruları yazan Akit’e icra memuru yollatırmış.
Yolsuzluklarının üstünü örtenleri de Roma’da geziye götürürmüş...
Boş verin siz o “Gazeteciye saygım var” muhabbetini...
Sizin bu devletin valisine, kamu görevlilerine, Cumhurbaşkanı’na saygınız yok ki gazetecilere saygınız olsun.
Akit’in Ekrem İmamoğlu’na yönelik ta 2016 yılındaki yayındaki öngörüsünü aktaralım:
“Rakamlarla oynayarak vatandaşın parasını nasıl çaldığını kalem kalem anlattık. (...) Kıt kanaat geçinen insanları bundan böyle kandıramayacaksın. Tüm bunların ardından eğer kanalımıza geleceksen lütfen pasaportunu da yanında getir. En azından 15 Temmuz’da gerçekten yurt dışında olduğunu kanıtlamış olursun. Bunu da yapamayacağına göre kayyıma hazır ol.”
10 yıl sonra Ekrem’e kayyım atanmadı ama...