DÜNYA Sazan Adası
Gaffar Yakınca isimli köşe yazarının Sazan Adası başlıklı yazısı. Haber 7
Siz bu satırları okurken, büyük bir sürpriz olmazsa Erivan'da sandık başına gidilmiş olacak. Sokaklarda coşkulu kalabalıklar, sert tartışmalar ve karşılıklı suçlamalar var. Ancak seçim kampanyasının merkezinde ekonomi, sosyal politikalar ya da günlük hayatın sorunları bulunmuyor. Bu kez Ermenistan seçmeni çok daha farklı bir soruya cevap vermeye hazırlanıyor. Ülke hangi yöne gidecek?
Ermenistan son birkaç yıldır dış politikasını, güvenlik anlayışını ve bölgesel konumunu yeniden belirlemeye çalışıyor. Bu nedenle seçim sonuçları Ankara, Bakü, Moskova, Brüksel ve Washington'dan da yakından takip ediliyor.
2020'de başlayan ve 2023'te Karabağ'ın tamamen Azerbaycan kontrolüne geçmesiyle sonuçlanan süreç, Ermenistan siyasetinde tarihi bir kırılma yarattı. Uzun yıllar boyunca Ermeni siyasetinin temel referans noktası Karabağ meselesiydi. Güvenlik politikaları, dış ilişkiler ve hatta ekonomik tercihlerin önemli bölümü bu dosya üzerinden şekilleniyordu. Bugün tablo değişti. Karabağ artık Ermenistan işgali altında değil.
Bu durum yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi:
Ülke geçmişin hedeflerine mi odaklanacak, yoksa ortaya çıkan yeni jeopolitik gerçekliğe mi uyum sağlayacak? Seçimin asıl ekseni de bu sorunun etrafında şekilleniyor.
Başbakan Nikol Paşinyan son dönemde oldukça radikal bir siyasi dönüşüm yürütüyor. Rusya'yla mesafeli bir ilişki kurmaya çalışıyor. Avrupa Birliği ile yakınlaşıyor, Türkiye ile normalleşme görüşmelerini sürdürüyor ve Azerbaycan ile kalıcı barış anlaşmasını savunuyor. Daha da önemlisi, Ermenistan'ın güvenlik anlayışını değiştirmeye çalışıyor.
Paşinyan'ın verdiği temel mesaj şu:
"Karabağ merkezli dış politika dönemi sona erdi. Ermenistan artık kendi devletini güçlendirmeye odaklanmalı."
Bu yaklaşım ülkede ciddi destek bulduğu kadar yoğun eleştirilerle de karşılaşıyor. Çünkü birçok Ermeni seçmen Karabağ'ın kaybını hala kabul etmekte zorlanıyor.
Muhalefetin en dikkat çekici ortak noktası ise Moskova ile ilişkilerin yeniden güçlendirilmesini savunması. Muhalif adaylar Paşinyan'ın Batı açılımının Ermenistan'ı yalnızlaştırdığını öne sürüyor. Onlara göre Rusya'dan uzaklaşmak Karabağ sürecinde ülkenin güvenliğini daha kırılgan hale getirdi. Bu nedenle seçim kampanyasında "Ermenistan tarihi müttefiklerinden uzaklaştı ve bunun bedelini ödedi." mesajı veriliyor. Aslında sandıkta karşı karşıya gelen iki farklı adaydan çok iki farklı jeopolitik vizyon bulunuyor. Biri Batı'yla entegrasyonu savunuyor. Diğeri Rusya merkezli güvenlik sistemine geri dönmek istiyor.
Seçim sonuçlarının Ankara açısından önemi de burada ortaya çıkıyor. Paşinyan'ın yeniden güçlü bir şekilde iktidarda kalması halinde Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin hız kazanması bekleniyor. Sınır kapılarının açılması, ticaret yollarının genişlemesi, bölgesel ulaştırma projeleri ve Azerbaycan ile barış anlaşması yeni ivme kazanabilir. Muhalefetin güçlenmesi halinde ise süreç daha karmaşık hale gelebilir.
Çünkü seçim kampanyasında kullanılan söylemlerden önemli bir bölümü Türkiye ve Azerbaycan'la yürütülen normalleşme sürecine eleştirel yaklaşıyor. Bu nedenle sonuç Güney Kafkasya'nın geleceğine doğrudan etki edecek.
Ermenistan uzun yıllardır ilk kez geçmişiyle geleceği arasında açık bir tercih yapmak zorunda kalıyor. Bir tarafta Karabağ sonrası oluşan yeni bölgesel düzeni kabul ederek ekonomik entegrasyon ve normalleşme arayan bir yaklaşım bulunuyor. Diğer tarafta ise Rusya'nın güvenlik şemsiyesi altında eski dengeyi yeniden kurmaya çalışan bir anlayış var. Bu nedenle sandıktan çıkacak sonuç yeni hükümeti belirlemekle birlikte; ülkenin önümüzdeki dönemde boyunca hangi jeopolitik yörüngede hareket edeceğini de gösterecek. Belki de bu yüzden seçimlerin gerçek kazananı ya da kaybedeni adaylar olmayacak. Kazanan ya da kaybeden, Ermenistan'ın geleceğe dair seçtiği yön olacak.