Altyapı hasarlarıyla oluşan toplam kayıp en az 50 milyar dolar.
Temel gıda enflasyonu bazı bölgelerde, yüzde 40 bazı bölgelerde yüzde 120 artmış durumda.
Askeri harcamalar ve oluşan itibar kaybına değinmiyoruz bile.
Onca gürültü, onca yıkım ve milyarlarca dolarlık faturanın sonunda gelinen nokta, 1 buçuk ay önce zaten açık olan Hürmüz Boğazı, bugün "yeniden" açık.
Amerika ve İran savaşında kazanan-kaybeden denklemi kurduğumuzda net olarak Washington yönetiminin zarar gördüğünü ifade etmiş, göreceğini de öngörmüştük. Savaşta tek kazanan var, O da Netanyahu. Çünkü hakkında açılan yolsuzluk davaları bir süre daha ertelenmiş oldu.
ABD açısından İran'a diş geçirememenin verdiği prestij kaybı var ki en stratejik kayıp küresel ölçekte bu. Trump açısından Kasım seçimleri ciddi derecede tehlikede Cumhuriyetçiler için. Yani azil süreci yeniden gündeme gelebilir. Azledilir mi, göreceğiz.
Lübnan, İslamabad'da kurulan ilk anlaşma masasında dışarıda bırakılmıştı. İran masaya kendi şartlarını dayatmayı başardı. Son 48 saatte önce Lübnan'da ateşkes ilan edildi, ardından Trump, "İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarını yasakladık" dedi.
Lübnan, Netanyahu yönetiminin, koltuk sevdası uğruna savaşı canlı tutmak için kullandığı en büyük kozlardan biriydi. Netanyahu'nun önümüzdeki süreçte şansını Suriye'de ya da bir başka bölgede araması kimseyi şaşırtmamalı. Lübnan'daki işgale geri de döndürebilirler. İsrail seçimlerine kadar Netanyahu koltuğunda kalma çabalarını sürdürecektir.
Netanyahu'nun başbakanlığı için Trump'ın vazgeçtiklerine gelince. Amerika'nın yanında kimsenin savaşa girmemesi, "Bu bizim meselemiz değil" bakış açısı, NATO içerisinde ABD karşıtlığında oluşan birlik durumu önemli. Minab'da çocuk okuluna yönelik katliam ve sonrasında ABD cephesinin yaptığı açıklamalar, İsrail'in Filistin'de tükettiği "insan hakları ve demokrasi" kredisini, ABD bu savaşla birlikte kendi hanesine de devasa bir kayıp olarak yazdı.
Kim inanacak ki Amerika'nın demokrasi çağrılarına.
Bu cümlelerin muhatabı bu bölgenin insanı değil, zikretmemizin sebebi Batı'da tıpkı İsrail gibi, ABD'nin de algısının değişmesi.
BAŞARI İÇİN HER İKİ TARAFIN DA TAVİZ VERMESİ GEREK
Hafta sonu anlaşmaya varılma ihtimali yüksek. ABD Basınına göre 3 sayfalık barış planı var ortada. 20 Milyar dolarlık nakit uranyum anlaşması değerlendiriliyor. İran'ın dondurulmuş varlıkları, zenginleştirilmiş uranyum stoklarından vazgeçmesi durumunda serbest bırakılacak. İran zenginleştirilmiş uranyumun bir kısmını, üçüncü bir ülkeye verecek. Diğer kısmı uluslararası denetim altında düşük zenginlik seviyesine indirilecek. İran'a tıbbi izotop üretimi için nükleer araştırma reaktörleri bulundurma izni verilecek ancak tüm tesislerin yer üstünde olacağına dair taahhüt imzalanacak.
Hatırlar mısınız, Uluslararası Atom Enerjisi İran'ın nükleer kapasitesiyle ilgili yayınladığı raporu gerekçe gösteren İran, 12 günlük savaşı başlatmıştı. Ardından Trump, B-2'lerle, İran'ı vurarak nükleer kapasiteyi yok ettiklerini savunmuştu. Bugün gelinen noktada yarın yeniden savaşın başlamayacağı da garanti değil. Ancak artık ihtimalin düştüğünü söylemek mümkün.
Peki neden Amerika tam olarak istediğini alamadan anlaşmaya gitmek zorunda kaldı?
Önde gelen gerekçelerden biri Trump'a verilen desteğin, tarihin en düşük seviyesine gerilemesi. Trump'a oy vermeyen Demokratlar düşmanlığa çevirdi işi de Trump seçmeni kırsal kesim hatta "Önce Amerika" diyen Cumhuriyetçiler bile İsrail'in emrinde oldukları için Trump yönetimine kızgın. Cepleri de sarsılmaya başladı. Ayrıca, Trump'ın dindar seçmen kitlesiyle arasındaki bağ, sadece ekonomik sarsıntıyla değil, bizzat Papa'ya uzanan kontrolsüz diliyle de kopma noktasına geldi. Katolik yardımcısı Vance'in bu durumu savunma çabası ise yangını söndürmeye yetmiyor.
Yani, Trump'ın inançlı seçmenleri de sorguluyor Washington'daki yönetimi. Bu savaştan çıkmanın yolunu ararken, kuyruğu dik tutma çabası, karşısında kararlı bir duruş sergiledikçe, tüm olumsuzluklar daha da içine çekiyor mevcut Amerikan yönetimini hem idari hem ekonomik anlamda.
Siyasi kanatta İsrail lobilerinin etkisi tartışılmazdı. Demokratı olsun Cumhuriyetçisi olsun "Amerikalı senatörler İsrail karşıtı" demek mümkün değil elbette. Fakat İsrail'e yapılması planlanan askeri satışların önünü kesmeye yönelik girişimler, geçmişe kıyasla daha çok destekçi buluyor ABD Kongresinde. Önemli bir gelişme. Demokrat ve Cumhuriyetçi tabanda doğup büyüyen İsrail karşıtlığıyla birleştirince, Kongre adaylarının seçim stratejisi olarak İsrail ile bağlarının olmadığını öne çıkartmaları şaşırtmamalı.
Lübnan konusunda adına jeopolitik-teolojik ya da Epstein şantajı diyebileceğimiz bir mecburiyetle İsrail'i dizginlemeye çalışmalarının ardındaki sebep de bu. Taviz vermek zorunda kaldılar. Çünkü yalnızlaşıyorlar. Müttefikleri onlarla yan yana poz vermek istemiyor eskisi gibi. Tam kopma yaşanmasa da ABD-İsrail cephesinden duyulan küresel rahatsızlık daha yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.
Amerika ve İsrail, toparlanmak için zaman mı kazanıyor, istediklerini elde edince İran'ın başına yine üşüşecekler mi belli değil. Ancak görünen bu savaştan nispeten en az kayıpla çıkmaları için taviz vermeleri gerekiyordu, verdiler. İran'ın vereceği tavizin boyutu, ABD ve İsrail'in gelecek planlarını şekillendirecektir.