GÜNDEM Cahit Ağabeyin Hüzünlü Vedası
Ferman Karaçam isimli köşe yazarının Cahit Ağabeyin Hüzünlü Vedası başlıklı yazısı. Haber 7
Gelin, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “beş şehir” ufkundan metropol gerçekliğine uzanan bir aidiyet ve kentlilik bilinci arayışı ile bugünün ve yarının İstanbul’u üzerine bir beyin fırtınası yapalım…
Tanpınar, o eşsiz estetik nazarıyla, şehirlerin yalnızca taş, toprak, beton ve demir yığınlarından ibaret olmadığını söyler. Şehir dediğimiz muazzam organizmanın, insanın yeryüzünde bıraktığı kalıcı izlerin, nesiller boyu kurduğu derunî ilişkilerin ve mekâna nakşettiği hatıraların topyekûn toplamı olduğunu belirtir. Taşın hafızası, insanın bilinciyle bir araya geldiğinde ‘medeniyet’ dediğimiz o büyük nehir akmaya başlar.
İstanbul, tam olarak böyledir. O nehrin en görkemli, en coşkun aktığı yatağın adıdır.
Bu devasa kentin bir yanı köklü bir tarihe, diğer yanı ise durmaksızın kabuğunu kıran bir geleceğe yaslanır.
Bir yanı milyonların bir araya geldiği baş döndürücü bir kalabalık, diğer yanı ise o kalabalığın ortasında insan ruhunun hissettiği derin ve örtük yalnızlık...
Milyonlarca ruhun aynı gökyüzünün, aynı lacivert ufkun altında yan yana yaşadığı bu kadim coğrafyada, insanın insana sahici bir biçimde ulaşması, birbirinin derdine omuz vermesi her geçen gün daha hayatî ve daha kıymetli hâle geliyor.
İstanbul gibi şehirler -sadece- soyut raporlarla, ruhsuz istatistiklerle anlaşılamaz. Şehir, ancak içinde nefes alan insanın sesiyle, esnafın selamıyla ve sokağın nabzıyla idrak edilir.
Son dönemde siyaset sahnesinde, özellikle AK Parti İstanbul teşkilatında göze çarpan dinamik ve sessiz imar faaliyeti, aslında tam da bu bahsettiğimiz “insana ve mekâna ulaşma arayışı”nın somut bir tezahürü olarak okunmalıdır.
Siyaseti sadece makro yönetim aygıtı olarak görmeyip, onu bir ‘gönül alma’ ve ‘kentsel aidiyet’ mekanizması olarak yeniden kodlayan bu yaklaşım, kenti sadece bir rant ya da idarî alan olarak görmeyen yeni bir felsefe inşa etmektedir.
İstanbul, hafızasızlığı kabul etmeyen bir şehirdir. Bu kentin yakın tarihine bakıldığında, AK Parti’nin yerel yönetim felsefesiyle ürettiği değerler ve hayata geçirdiği vizyon projeleri, sadece bugünü kurtaran hamleler değil, çeyrek asır sonrasını tasarlayan yapı taşlarıydı. Metrolardan tünellere, Marmaray’dan devasa arıtma tesislerine, yeşil alanlardan kültür merkezlerine kadar uzanan o büyük kalkınma hamlesi, bu şehrin omurgasını oluşturdu. Bu projeler, şehre yerelden evrensele uzanan modern bir kimlik ve direnç kazandırdı.
Ancak bugün gelinen noktada, bu devasa mirasın üzerinde yükselen İstanbul’un durağanlaştığı, temel kentsel hizmetlerde bile bir duraksama yaşadığı ve adeta bir sahipsizlik hissiyle baş başa bırakıldığı aşikârdır. Ulaşımdaki tıkanıklıklardan tutun da kentsel dönüşümdeki yavaşlamaya kadar, şehrin içinden geçtiği bu trajik zaman dilimleri, kent sakinlerinin geleceğe dair ümitlerini karartma riski taşımaktadır. Fakat bu tablo karşısında yeise düşmek, bu kadim şehre haksızlık olacaktır. Aksine, yaşanan bu ‘geçici duraklama’ dönemi, sorumluluk sahibi her bireye, her aydına ve her siyasetçiye eskisinden çok daha büyük bir tarihî misyon ve sorumluluk yüklemektedir. Çünkü İstanbul’u sevmek, onun sadece ihtişamına ortak olmak değil, dertli zamanlarında da elini taşın altına koymayı gerektirir.
Şehrin geleceğini yeniden inşa etmek, polemiklerin sığ sularında boğulmadan, kent bilincini ortak payda kılmakla mümkündür.
İşte bu sorumluluk bilincinin bir yansıması olarak, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir öncülüğünde yürütülen son dönem çalışmaları dikkat çekici bir paradigma değişimine işaret ediyor. Ortaya konan bu ‘saha performansı’, İstanbul’un haritasına uzaktan, steril odalardan bakarak değil, doğrudan insanın kalbine ve sesine kulak vererek anlaşılabilir. Çünkü haritalar bize mesafeleri gösterir, oysa siyaset mesafeleri yok etme sanatıdır.
Başkan Özdemir ve ekibinin, ‘sahanın yeni dili’ olarak uyguladığı projelere bakıldığında hakikat ve kalp arasındaki mesafenin giderek daraldığı rahatlıkla görülebilir.
Her cuma günü, il teşkilâtının farklı kademelerindeki isimlerle İstanbul milletvekillerinin üç ayrı ilçede eş zamanlı olarak sahaya inmesi, esnafı dinlemesi ve sanayi sitelerindeki emekçilerle omuz omuza vermesi, kentin gerçek sahipleriyle kurulan sahici köprünün kanıtı…
İstanbul milletvekillerinin üç ayrı ilçede vatandaşlarla buluşması, esnaf ziyaretleriyle kentin ekonomik kılcal damarlarına dokunulması sıradan birer halkla ilişkiler faaliyeti olarak görülemez. Sanayi sitelerinde alın teri döken üreticilerle yapılan istişareler, farklı meslek gruplarıyla gerçekleştirilen tematik toplantılar; mahallelerde, çarşılarda, pazarlarda ve kahvehanelerde İstanbul’un nabzının tutulmasını sağlıyor.
Başkan Özdemir ve ekibi tam da böyle yaptığı için sahada büyük teveccüh görmekte…
Son aylarda yoğunlaşan üye ziyaretleri, mahalle hamileri, sokak gönüllüleri ve “Her Site Bir Teşkilat” düşüncesiyle yürütülen çalışmalar tam olarak bu insanî dokunuş anlayışının kurumsallaşmış birer uzantısı niteliğinde.
Modern zamanların getirdiği dikey mimarî ve site yaşamı, insanları birbirinden yalıtırken, her siteyi küçük bir mahalle gibi gören, her sokağı bir iletişim koridoru olarak değerlendiren bu yeni teşkilat yaklaşımı, yabancılaşmaya karşı en güçlü panzehir…
Bu yeni nesil saha felsefesinin ve yaklaşımının merkezinde ‘sığ bir oy hesabı’ ya da aritmetik formüller yer almıyor. Aksine, insan insana temas, riyasız bir samimiyet ve en önemlisi bu şehre ait olma bilinci, yani aidiyet duygusu var. Bu çaba, İstanbul’un karmaşık ve çok sesli hikâyesini, dışarıdan ithal edilen reçetelerle değil, yeniden bizzat İstanbul’un kendi bağrından, kendi insanından dinleme ve anlama gayreti olarak görülebilir.
Büyük şehirler, zamanla insanı acımasız kalabalıkların içine saklar ve görünmez kılar. Fakat kapısını çalanı, hâlini hatırını soranı, derdiyle dertleneni ise hafızasına kazır, asla unutmaz.
Abdullah Özdemir’in son dönemde titizlikle kurmaya ve yaygınlaştırmaya çalıştığı teşkilat dili, gücünü ve ilhamını biraz da bu toplumsal hafızadan ve vefadan besliyor.
Kenti yönetmek için önce kenti ve kentliyi cân-ı gönülden dinlemek gerektiğine inanan bir anlayış bu. Şehrin mekanik merkezine beton blokları değil, doğrudan doğruya eşref-î mahlûkat olan insanı yerleştiren derinlikli bir bakış açısı...
İstanbul’un önünde, polemiklerin ötesinde duran çok hayatî, ertelenemez ödevler bulunmaktadır. Bunların en başında hiç şüphesiz depremle mücadele ve kentsel dirençlilik gelmektedir. Deprem, bu şehrin gerçeğidir ve siyaset üstü bir ciddiyetle ele alınmayı beklemektedir. AK Parti döneminde başlatılan kentsel dönüşüm vizyonunun, ‘asrın felaketi’nden hemen sonra başlatılan güvenli konut hamlelerinin ne kadar hayatî olduğu bugün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Bu mücadele, sadece teknik bir mühendislik işi değil, aynı zamanda, tarihi 8 bin yıldan fazla bir geçmişe kodlanan İstanbul’un tarihî mirasını ve şehirde yaşayan insanların canını koruma sorumluluğudur.
***
Aynı şekilde, kültür ve sanatın koruyucusu olmak, İstanbul’un tarihî dokusunu tahrip edilmekten kurtarmak da bu sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır. Roma’dan Osmanlı’ya uzanan katmanlı kültürel miras, bugünün şehircilik anlayışına yön vermelidir. Sanayinin ve üretimin desteklenmesi, mega-kentin istihdam dokusunun korunması da yine bu bütüncül kentlilik bilincinin yapı taşlarındandır.
Takip ettiğimiz kadarıyla, Başkan Abdullah Özdemir’in şehre bakışındaki ortak paydanın ‘kentlilik bilinci’ olması tesadüf değil.
Başkan ve ekibi İstanbul’un geleceğinin, günlük siyasî kavgaların malzemesi yapılamayacak kadar büyük olduğunun farkında. Tarih, kültür ve sanayi vizyonunun, kentsel bir mutabakatla tahkim edilmesi gerektiği gerçeğinin de farkında olarak çalışmalarını yürütüyor.
Siyasetin en güçlü, en tesirli ve en kalıcı tarafı bazen çok iddialı bir kürsü konuşmasında, bazen milyarlık devasa bir makro projede, bazen de bir pazar tezgâhının önünde samimiyetle sıkılan sıcak bir elde saklıdır.
İstanbul bugün, özellikle son yıllarda yorulmuş ve hırpalanmış çehresiyle, biraz da kendisini ‘ama’sız, ‘fakat’sız dinleyecek, yaralarını saracak güven veren, vefalı eli arıyor.
İstanbullunun geleceğe dair ümidi, o elin sıcaklığında gizlidir.
Şehirlerin kaderi ile o şehirde yaşayan insanların ve onlara yön veren kadroların iradesi birbirine kopmaz bağlarla bağlıdır. İstanbul, kendi ruhunu anlayan, geçmişin muazzam mirasıyla geleceğin teknolojik ve sosyolojik gerçeklerini harmanlayabilen bir vizyonu her zaman bağrına basmıştır. Bugün yaşanan duraklama, karamsarlığa değil, daha büyük bir azimle çalışmaya vesile olmalıdır.
AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir kaptanlığında il teşkilâtının yürüttüğü sokak gönüllülerinden site teşkilatlarına kadar uzanan bu ‘yeni dinamizm’, İstanbul’un sahipsiz kalmayacağının, aksine her bir mahallenin, her bir sokağın ilmek ilmek yeniden dokunacağının müjdesi olarak anlaşılabilir.
Bu iş doğrudan siyasî bir kaygı olarak tanımlanmamalı…
Kentlilik bilinci, sadece bir şehirde yaşamak değil, o şehrin geleceği için sorumluluk hissetmektir. Bu sorumluluğu kuşanarak sahaya çıkanlar, İstanbul’un yarınlarını şekillendirecek olan mimarlardır. Çünkü adanmışlıkla atılan her adım, samimiyetle sıkılan her el, bu aziz şehrin hafızasında hak ettiği yeri bulacak ve İstanbul, kendi küllerinden ve köklerinden aldığı güçle, küresel bir merkez dalgası olarak geleceğe yürümeye ‘yeniden’ devam edecektir.
ÖZCAN ÜNLÜ / 70 (7 Haziran 2026)