Başlıktaki cümle, 2016 yılında öldürülen Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Cemil Candaş’ın ağabeyi Cemal Candaş’a ait.
Cemil Candaş, Şişli Belediyesinde İmar ve Planlamadan Sorumlu Teknik Başkan Yardımcısı idi. 18 Temmuz 2016’da makamında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
Cinayeti işleyen tetikçi, öldürme emrini veren bir grup müteahhit ve cinayete yardım eden bir belediye yöneticisi çeşitli cezalara çaptırıldılar.
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararına göre, Cemil Candaş, "kamu görevini dürüstçe yerine getirmesi ve ranta/yolsuzluğa geçit vermemesi" nedeniyle hedef seçilerek öldürülmüştü.
Cemil Candaş, göreve geldikten sonra Şişli Belediyesi'nde yapı ruhsatlarının ve imar verilerinin düzenlendiği MAKS isimli yazılıma dışarıdan kaçak ve yetkisiz girişler yapıldığı belirliyor.
Daha sonra bu dijital sistemi geriye dönük inceliyor ve sisteme kaçak girilerek Keten İnşaat’a ait 4 büyük taşınmaz (bina) ile Mithat Yılmaz’a ait 1 taşınmaz için sahte/usulsüz ruhsatlar düzenlendiğini tespit ediyor. Önce bu ruhsatların tamamını iptal ediyor ve ardından usulsüzlüğü yapanlar hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuyor.
Candaş’ın yakın çevresine ve ailesine anlattıklarına göre sistemdeki yolsuzluklar bununla sınırlı değil. Şişli Belediyesinde bilgi işlem sistemi kullanılarak uzun yıllardır “sahte ve usulsüz ruhsat” üretiliyor.
Cemil Candaş, kendisine yapılan tüm “siyasi uyarılara” ve tehditlere rağmen konunun üstüne gitmeye devam ediyor. Sahte ruhsatlı olduğunu tespit ederek durdurduğu projelerin değeri 1 milyar doları buluyor.
Tüm bu sistemin bir örgüt olmadan kurulması, çalıştırılması mümkün değil. Ancak davada ilginç bir detay var. Dava, bir cinayet davası olarak görülüyor, dijital imar yolsuzluğunu yapan örgütün dosyası ile birleştirilmiyor. Ayrıca yürütülen “örgüt soruşturması” da geçen yıllar içinde tozlanmaya bırakılıyor.
Oysa, Cemil Candaş’ın öldürülmesi tamamen bu konu ile ilgili!
Candaş, MAKS sistemindeki sahtekarlığı yakaladıktan hemen sonra 16 Nisan’da belediye binası önünde silahlı saldırıya uğruyor. 2 Temmuz’da Sabiha Gökçen Havalimanında tekrar saldırıya uğruyor. Bu sırada birden çok kez tehdit ediliyor.
Cinayetten sonra CHP’li Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, şunları söylüyor: “Bu cinayet, Şişli’de geçmişin kirli ilişkilerinin, talanın engellenmesini kabul etmeyen karanlık rantçıların çırpınışıdır"
Hayri İnönü’nün kendisinden önce 15 yıl belediye başkanlığı yapmış olan Mustafa Sarıgül dönemini kast ettiği açık.
Yani, CHP’li belediye başkanı, kendinden önceki CHP’li belediye başkanını suçluyor ve cinayetle ilişkilendiriyor!
Cinayetten bir yıl kadar önce Şişli Zabıta Müdürü de silahlı saldırıya uğramış, Başkan İnönü “Bir inşaat nedeniyle tehditler alıyordu. Biliyorsunuz, belli şeyleri sıkıştırınca böyle şeyler oluyor, böyle tehditler oluyor. Her isteyene istediğini yaptırmayınca, böyle şeyler oluyor” demişti. Kast ettiği inşaat şirketi Cemil Candaş cinayetindeki Keten İnşaat’tan başkası değildi.
Keten İnşaat, o güne dek Sarıgül’ün Şişli’sinde çok büyük işlere imza atmış bir firma, Sarıgül ailesi ile yakınlığı ve Şişli’de önünün açıldığı herkesçe biliniyor.
Ama her ne oluyorsa Candaş cinayetinden sonra ilişkiler bozuluyor. Yargılamalar sırasında sanık Selahattin Keten, Emir Sarıgül’e rüşvet verdiğini itiraf ediyor. “İnönü başkan olduktan sonra iki inşaatımızı durdurdu. Bunlara devam edebilmek için Emir Sarıgül’e 300 bin dolar rüşvet verdim. Ancak yine de inşaatıma devam edemedim” diyor.
Peki neden Emir Sarıgül ile böyle bir ilişki kuruyor?
Çünkü Emir Sarıgül o dönemde Şişli Belediye Başkan Vekili. Babası tarafından Başkan İnönü’ye bir nevi vasi gibi atandığı biliniyor.
Cemil Candaş cinayetinden 1,5 yıl kadar önce Hayri İnönü, eşi ile polise giderek “Mustafa Sarıgül Ankara’daki evinde beni ve ailemi ölümle tehdit etti. Zorla istifa mektubu imzalattı” diye şikayetçi oluyor. Eşi de kendisini teyit ediyor. İddiaya göre İnönü istifa ettirilip yerine Emir getirilecek. Ancak CHP milletvekili İhsan Özkes başka bir görüşmede istifa dilekçesini yırtıyor, İnönü görevine devam ediyor.
Peki bunca “rastlantıya” rağmen dosya Sarıgül ailesine uzanmıyor mu?
Aslında “birazcık” uzanıyor. Savcılık, Emir Sarıgül hakkında yakalama emri çıkartıyor. Cinayet Büro Amirliği ekipleri Emir’in Levent’teki evine baskın düzenliyor. Ancak Emir, arka kapıdan kaçıyor.
Kaçma detayı gerçekten ilginç. Çünkü ertesi gün avukatı ile savcılığa gelip ifade veriyor ve elini kolunu sallayarak çekip gidiyor. “Madem konuyla hiçbir ilgisi yok, neden kaçmıştı?” sorusu hala yanıtını bekliyor.
Tüm bu olaylar olurken Sarıgül ailesi “bizim rantla da rüşvetle de cinayetle de hiçbir ilgimiz yok” diyor. Zaten -bildiğim kadarı ile- bu dosya ile ilgili haklarında devam eden herhangi bir soruşturma da yok.
Cemil Candaş’ın ağabeyi ise şöyle konuşuyor:
“Cinayetle ilgili içeri alınan 5 kişinin cinayetle ilgisi var ama asıl failler onlar değil. Onlar bu işin maşaları.
Şişli Belediyesi'nde dönen işleyiş kirli bir model. Şişli'de bulunan birçok gökdelen sahte iskanla yapılmış. Bunun üzerine kardeşim o gökdelenler için savcılığa suç duyurusunda da bulunmuştu.
Kardeşimi Sarıgül öldürdü diyecek kanıtım yok. Ama ailece şundan eminiz. Doğrudan katılım olmasa da kardeşimi 'Sarıgül modeli' öldürdü.”
Anlaşılan o ki Şişli’de bir zamanlar kurulmuş olan “modelin” biraz daha dikkatli incelenmesi gerekiyor….