Musalla taşında mahalle yoktur…


Özcan Ünlü isimli köşe yazarının Musalla taşında mahalle yoktur… başlıklı yazısı. Haber 7

Güncelleme: 05-07-2026 12:09:00 Tarih: 05-07-2026 10:09

Musalla taşında mahalle yoktur…

Geçen pazar günü (28.06.2026) bu köşede, Türk sinemasının ikonik bir isminin (Kadir İnanır) ölümü üzerinden “sanatçı, toplum ve ölüm” ilişkisini masaya yatırmıştık. Yazının mürekkebi kurumadan, her iki taraftan da –hem alkışlayanlardan hem de kaşlarını çatanlardan– sesler yükseldi. Bir taraf, yaşarken taşınan güncel beyanatların ve siyasî bagajların öfkesiyle “Neden ölümün gölgesinde bir esneklik gösterildi?” diye sordu; diğer taraf ise ölümün o insanı incelten sükûnetine sığınarak yazıyı bir nevi “iade-i itibar” olarak okumak istedi.

Oysa her iki grup da bir şeyi gözden kaçırıyordu: O yazıda ne bir güzelleme vardı ne de güncelin sığlığına teslim olmuş bir reddiye. Orada sadece, insanoğlunun en mutlak, en kaçınılmaz ve en çıplak gerçeği olan “ölümün” karşısında duran bir tefekkür vardı.
Bugün, bu fırtınalı gürültünün biraz daha dışına çıkarak meseleyi ait olduğu yere; yani toprağın, vicdanın ve hakikatin merkezine çekelim.

Ölüm, yeryüzünde kurulmuş en kusursuz, en mutlak adalet mekanizmasıdır. Sınırları, sınıfları, rütbeleri ve mahalleleri yıkan yegâne fırtınadır.

Perdede sert bakışlarıyla coğrafyasına meydan okuyan devasa bir aktör de olsanız…
Bir fabrikanın loş ışığında sabaha kadar alın teri döken bir işçi de olsanız…

Bir köyün sessizliğinde toprağı çapalayan ümmî bir köylü de olsanız…

Kütüphanesinde kendini insanlığın kaderini anlamayana adayan bir filozof da olsanız…
Varacağınız menzil aynı musalla taşı, bürüneceğiniz örtü aynı beyaz kumaştır. Ritüel değişmez, son değişmez. Ölüm, her birimizi aynı hizaya getirir ve fâni dünyanın bütün sahte hiyerarşilerini unutturur.

Bizim topraklarımızın kadîm bir irfanı vardır: Cenaze kapıdan çıkarken, musalla taşının önünde durulurken fırtınalar dindirilir, lisanlar susar. Çünkü o an, ne hesap sorma anıdır ne de hatıraları yapay boyalarla makyajlama zamanı. Bir tarafın öfkeyle geçmişi tırpanlaması da, diğer tarafın aceleyle bir kutsallık zırhı örmesi de aynı hafıza noksanlığından besleniyor. Oysa musalla taşı ne bir mahkeme kürsüsüdür ne de bir aklama makamı; orası sadece fâniliğin, insan oluşumuzun tescillendiği yerdir.

Sinemanın devasa jönleri, perdede bize hayatın en sert, en köşeli hallerini gösterdiler. Biz o sahnelerde bazen kendimizi, bazen bu coğrafyanın çelişkilerini izledik. Fakat kamera kapandığında, ışıklar söndüğünde ve nihayet o son nefes verildiğinde, geriye ne filmlerin o afilli sahneleri kalır ne de siyasetin sığ, günübirlik gürültüsü. Geriye sadece toprağa emanet edilen yalın bir insan hikâyesi kalır.

Sanatçıyı yaşarken güncel beyanatlarının dar kalıplarına sıkıştırıp ondan mutlak bir siyasî angajman bekleyenler de; öldükten sonra onun bütün çelişkilerini görmezden gelip yapay bir hatasızlık kültü üretenler de aynı yanılgının içindedir: İnsanı insansızlaştırmak.

Oysa gerçek entelektüel ve ahlakî olgunluk, bir insanı hatasıyla, sevabıyla, estetik dehasıyla ve varoluşsal savruluşlarıyla bir bütün olarak görebilmekten geçer. Sanatın gücü, insanın bu dünyadaki yaralarına ayna tutmasıdır; o aynanın arkasındaki elin kusursuz olması gerekmez. Aynaya kızıp hakikati reddetmek ne kadar sığsa, aynayı kutsallaştırıp kırmak da o kadar beyhuedir.

Nurettin Topçu’nun muazzam ifadesiyle, içsel bir ahlâk isyanına ihtiyacımız var.

Kendimizi ait hissettiğimiz mahallelerin ezberlerinden, bizi alkışlayanların konforlu dünyasından sıyrılıp, ölümün büyük ve asil sessizliğine kulak vermeliyiz.

Bir cenazenin ardından kopan fırtına, aslında ölenin değil, geride kalanların içindeki bitmek bilmeyen kavgaların, tatmin edilmemiş öfkelerin ve gecikmiş hesaplaşmaların gürültüsüdür. Tabutun etrafındaki sessizlik bize şunu fısıldar: “Dünya bu kadardır ve buradaki kavgaların hiçbiri toprağın altındaki mutlak sükûneti bozmaya değmez.”

Bize düşen, ölenden geriye kalan estetik mirası zamanın süzgecine bırakmak, onun insanî kusurlarını ve doğrularını tarihin ve mutlak adaletin terazisine teslim etmektir. Bunun dışındaki her kelâm, ölümün asil çıplaklığı karşısında riyakâr bir gürültüden ibarettir.

Sanatçı da, işçi de, köylü de, filozof da kaçınılmaz sona doğru yürürken, maskelerin düştüğü ve sadece yalın bir insanlığın kaldığı o durakta artık susmak ve ibret almak gerekir.

Mesele kimin ne dediği değil, bizim bu gitmekle neyi anladığımızdır. Çünkü ölüm, nihayetinde hepimizi eşitleyecek olan o en büyük, en adil öğretmendir. 




Bu haber 34224 defa okunmuştur.


Etiketler :


Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


FACEBOOK YORUM Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR

ÇOK OKUNAN HABERLER

HAVA DURUMU

İzmir
Parçalı bulutlu
Rüzgar 13 km/s
Cumartesi
Bulutlu
6° / 12°
Pazar
Bulutlu
7° / 16°
Pazartesi
Bulutlu
7° / 16°

PUAN DURUMU

Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 26 20 2 4 62 18 64 +44
2 Fenerbahçe 26 16 1 9 57 27 57 +30
3 Trabzonspor 26 17 3 6 52 29 57 +23
4 Beşiktaş 26 14 5 7 47 30 49 +17
5 Göztepe 26 11 5 10 30 20 43 +10
6 Başakşehir FK 26 12 8 6 44 30 42 +14
7 Samsunspor 26 8 7 11 29 31 35 -2
8 Kocaelispor 26 9 11 6 23 27 33 -4
9 Gaziantep FK 26 8 9 9 35 42 33 -7
10 Çaykur Rizespor 26 7 10 9 32 36 30 -4
11 Alanyaspor 26 5 8 13 28 32 28 -4
12 Konyaspor 26 6 11 9 30 39 27 -9
13 Gençlerbirliği 26 6 13 7 28 36 25 -8
14 Kasımpaşa 26 5 12 9 22 36 24 -14
15 Antalyaspor 26 6 14 6 25 43 24 -18
16 Eyüpspor 26 5 14 7 19 37 22 -18
17 Kayserispor 26 3 12 11 20 48 20 -28
18 Fatih Karagümrük 26 4 17 5 24 46 17 -22
Veri kaynağı: Resmî TFF puan cetveli · Güncelleme: 2026-03-16 15:05:00
Şans Oyunları

ANKET | TÜM ANKETLER

SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ

NAMAZ VAKİTLERİ

nöbetçi eczaneler