Okulların sırtındaki yük: Eğitimde şiddet ve toplumsal sorumluluk


Prof. Dr. Vehbi Ünal isimli köşe yazarının Okulların sırtındaki yük: Eğitimde şiddet ve toplumsal sorumluluk başlıklı yazısı. Haber 7

Güncelleme: 18-04-2026 11:09:00 Tarih: 18-04-2026 10:09

Okulların sırtındaki yük: Eğitimde şiddet ve toplumsal sorumluluk

İstanbul, Urfa ve Maraş'ta okullarda yaşanan şiddet ve cinayet olayları yüreklerimizi dağladı, ülkemizi derin bir hüzne boğdu. Dar-ı bekaya göçen evlatlarımıza Allah'tan rahmet, acılı ailelerine sabr-ı cemil diliyorum.

Ülkemizin genç bir nüfusa sahip olması nedeniyle gençlerin büyük çoğunluğu eğitim sistemi içerisinde yer almaktadır. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda yaklaşık 18 milyon öğrenci bulunmaktadır; bu rakam birçok ülkenin toplam nüfusundan fazladır. Bu kadar geniş bir kitlede sorunlu davranışların ortaya çıkması istatistiksel olarak kaçınılmaz olmakla birlikte, bu durum şiddet olaylarını meşrulaştırmaz; aksine önleyici tedbirlerin ve değer eğitiminin önemini artırır. Bireylere yönelik önleyici ve iyileştirici hizmetler sunulmazsa, sorunların daha da büyüyeceği ve yaygınlaşacağı açıktır. Tıpkı erken teşhis edilmeyen bir hastalığın vücuda yayılması gibi, rehabilite edilmeyen sorunlu davranışlar da toplumsal dokuya zarar verir ve yaygınlaşır.

Son yaşanan olayları bütüncül değerlendirmezsek, durumumuz âmâ kişinin fil tarif etmesine benzeyeceği de açıktır. Eğitim sistemi, okula yüklenen anlam, öğretmenlerden beklenenler, ailenin değişen yapısı, toplumsal değerlerdeki dönüşüm, medyanın etkisi... Bunların hepsi birbirine bağlı ve birbirini etkileyen unsurlardır. Soruna sadece bir pencereden bakmak, gerçeği görmemizi engelleyecektir. Bu yazımızda okuldan beklenenler üzerinde duracağız.

Aile yapıları hızla değişmektedir. Modern aile yapısında ebeveynler çalışma hayatına hapsolurken, çocuklar başıboş büyümekte ya da sosyal medyanın dijital bataklığında boğulmaktadır. Çocukları ve gençleri çepeçevre kuşatan müzikler, diziler, sosyal medya içerikleri sürekli şiddet, cinsellik ve madde kullanımını özendirmektedir. Bunlardan etkilenmemek ergenlik çağındaki gençler için ne kadar mümkündür acaba?

Aileler okuldan çok şey beklemektedir. Kimi aile için okul bir “tımarhane” dir; yaramazlık yapan çocuğun uslanacağı, enerjisinin törpüleneceği bir disiplin alanı. Kimi için bir “şifahanedir”; evde sarılamayan yaraların sarılacağı, eksik bırakılan sevginin tamamlanacağı bir merhem. Kimi için “rehabilitasyon merkezidir”; davranış sorunlarının düzeltileceği bir atölye. Kimi içinse denetim merkezidir; çocuğun gün boyu göz önünde olsun, sokaktan uzak dursun diye başvurulan güvenli bir bekleme salonu.

Bu beklentilerin her biri, okulun sırtına yüklenen görünmez bir çuval gibidir. Ancak şu soruyu sormadan geçemeyiz: Okul gerçekten bütün bu işlevleri yerine getirebilecek bir kurum mudur?

Günümüzde okulun temel işlevi eğitim değil, ağırlıklı olarak öğretimdir. Bilgi kazandırmak, düşünme becerilerini geliştirmek, toplumsal yaşamın kurallarını öğretmektir. Elbette öğretmenler çocukların duygusal ve sosyal gelişiminde önemli bir rol oynar. Fakat bir çocuğun travmalarını iyileştirmek, aile içi eksiklikleri telafi etmek günümüzde okulun asli görevi değildir. Öğretmenden hem akademisyen, hem psikolog, hem sosyal hizmet uzmanı, hem de ebeveyn olmasını beklemek gerçekçi değildir. Bu beklenti, öğretmeni de çocuğu da başarısızlık duygusuna mahkûm eder.

Okullarda yaşanan şiddet olaylarını yalnızca bireysel öfke sorunları olarak görmek, gerçeği görmezden gelmektir. Bir okulun, bir sınıfın içinde şiddetin bu noktaya varabilmesi; uzun süredir biriken sosyal, psikolojik ve yapısal problemlerin kaçınılmaz bir yansımasıdır. Bir başka okulda patlayan silah sesleri, aslında toplumun ruhunda patlayan bir boşluğun yankısıdır. Artık sadece okullarda değil, sokağın her köşesinde bir “nefret ve güç merakı” hüküm sürüyor. Sadece çocuklar değil; yetişkinler de artık bu sınırlarda yaşıyor. Trafikte yol vermediği için can alan, alışverişte sırasını bekleyemeyip öfke kusan, en ufak bir kıvılcımda birbirinin boğazına sarılan bir toplum haline geldik. Temelleri sarsılan, ahlaki değerleri seküler yaşamın mekanik çarkları arasında ezilen, yaşam amacını kaybetmiş bir toplumun doğal sonucudur bu.

Geçenlerde öğretmen arkadaşlarla bir sohbet sırasında, lisede iki grup arasında çıkan kavgayla ilgili yaşadığı çarpıcı bir deneyimi paylaştı. Soruşturma sırasında öğrencilerden birine “Niçin böyle bir şey yaptın?” diye sorduğunda öğrenciden aldığı cevap oldukça düşündürücüydü: “Nâmım (şanım) yücelsin” diye yaptığını söyledi. Daha da ilginç olan, velilerden birinin oğlunun bu tür olaylara karışmasını bir “büyüme” göstergesi olarak yorumlaması ve bunu olumlu bir gelişme gibi değerlendirmesiydi. Bu durum, toplumda şiddetin nasıl normalleştirildiğini ve yanlış değer yargılarının nesilden nesile nasıl aktarıldığını gösteren çarpıcı birer örnektir. Bu durum, okullarda öğrencilerin ego, şöhret, gösteriş odaklı davranışlar sergilediği, kimlik arayışı içerisinde oldukları, yanlış rol modeller ve değer eğitimi eksikliği yaşadığının açık bir göstergesidir. Özellikle aileden ve sosyal medyadan gelen yanlış değer yargılarının bu süreci nasıl beslediğini görmek oldukça düşündürücüdür.

Güvenin olmadığı bir ülkede, geriye kalan her cümle havada asılı kalmaya mahkûmdur. Eğitimin içi boşaldıkça, geriye sadece binalar ve sınav kâğıtları kalır. Ahlaki değerleri seküler yaşamın konfor alanına kurban ettik; yaşam amacını yitirmiş, sadece "tüketmeye ve haz almaya" odaklı ruhlar yetiştirdik. Gençlik, artık eski nesillerin tanıdığı o tanıdık limanlardan çok uzaklarda. Dizimizin dibinde oturan ama ruhu başka dünyalarda gezinen bir nesil yetiştiriyoruz. Dinledikleri şarkılardan izledikleri filmlere kadar her şey, şiddetin ve hazzın kutsandığı bir iklimi besliyor. Madde bağımlılığının pençesindeki artış, cinselliğin kontrolsüzce legalleşip bir tüketim nesnesine dönüşmesi ve akran zorbalığının bir güç gösterisi sayılması; hep aynı köksüzlüğün meyveleridir.

"Çocuğum evde, güvende" diye kendimizi kandırırken, o sessiz odalarda, sağlıksız ekranların karşısında ve kontrolsüz arkadaş gruplarında aslında devasa bir öfke birikiyor. Eleştirilmesi gereken şey okul değil, okula yüklenen gerçek dışı beklentiler ve toplumun içine düştüğü bu manevi boşluktur. Okulu bir ıslah kurumu, terapi merkezi ya da gözetim deposu olarak görmek; eğitimi araçsallaştırmak demektir. Oysa okul, çocuğun hayata hazırlanmasında bir duraktır; hayatın kendisi değil. Eğer aile sorumluluğunu devreder, devlet sosyal politikaları güçlendirmez ve toplum çocuk yetiştirmeyi ortak bir bilinç meselesi olarak görmezse, okul ne kadar çabalarsa çabalasın eksik kalacaktır.

Bütüncül Çözüm ve Yapısal Reform Önerileri

Eğitimdeki kan kaybını durdurmak ve toplumsal güveni yeniden inşa etmek için "geçici pansumanlar" yerine köklü bir zihniyet devrimi şarttır. Bu bağlamda, sorunun tüm paydaşlarını kapsayan şu stratejik adımlar atılmalıdır:

1. Zihniyet Dönüşümü ve İçsel Güvenlik: Toplumda genel bir beklenti olan okullarda güvenlik görevlisi, turnike veya yüksek duvarlar gibi fiziksel önlemler tek başına yeterli değildir. Asıl hedef, sınıfın içinde yarın o güvenlik görevlisini veya kolluk kuvvetini karşısına alacak bir nefret objesi olarak görmeyecek, otorite ve yaşam hakkıyla barışık bir zihniyet yetiştirmektir. Güvenlik, okul kapısındaki görevlide değil, öğrencinin vicdanında başlamalıdır.

2. Proaktif Aile Danışmanlığı Sistemi: Tıpkı "Aile Hekimliği" modelinde olduğu gibi, her ailenin bağlı bulunduğu bir Aile Danışmanlığı sistemi kurulmalıdır. Bu sistemde alanında uzman psikologlar ve sosyal hizmet uzmanları görev almalı; aile içi dinamikler, ebeveynlik becerileri ve çocuk gelişimi periyodik olarak takip edilmelidir. Ebeveynlik, sadece biyolojik bir süreç değil, psikolojik sağlamlık ve yetkinlik gerektiren bir sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.

3. Psikolojik Tarama ve Patoloji Yönetimi: Okul kayıt dönemlerinde öğrenciler sadece fiziksel değil, kapsamlı psikolojik taramalardan geçirilmelidir. İleri derecede patolojik bulgusu olan veya rehabilitasyona ihtiyaç duyan öğrenciler için özel eğitim ve destek süreçleri planlanmalı; bu öğrencilerin mevcut durumları hem kendilerinin hem de akranlarının güvenliğini tehdit etmeyecek şekilde yönetilmelidir.

4. Rehberlik Hizmetlerinin Yaygınlaştırılması, Okulda Sosyal Hizmet Uygulamasına Geçilmelidir: Okullardaki rehber öğretmen norm kadroları artırılmalı, rehberlik servisleri "dosya takibi" yapan birimler olmaktan çıkarılmalıdır. Kamu okulları ile kurumsal psikolojik danışmanlık merkezleri arasında iş birliği protokolleri imzalanmalı; sadece çocukla değil, aileyle de sürdürülebilir ve derinlikli bir terapi süreci yürütülmelidir. Sosyal Hizmet uzmanları aracılığı ile de okullarda “aile merkezli” çalışmalar yapılmalıdır.

5. Akran Zorbalığına Karşı Psikodrama ve Uygulamalı Eğitimler: İlkokuldan itibaren akran zorbalığı, empati ve öfke kontrolü gibi konular sadece teorik olarak anlatılmamalı; uzmanlar eşliğinde psikodrama ve grup çalışmalarıyla periyodik olarak uygulanmalıdır.

6. Dijital Medyada Etik Denetim ve Düzenleme: Sosyal medya ve dijital platformlar üzerindeki denetim mekanizmaları sıkılaştırılmalıdır. Sigara görseline sansür uygularken; şiddeti, çarpık ilişkileri ve kontrolsüz cinselliği "normalleştiren" içeriklere geçit veren yayın politikaları, toplumun ahlaki dokusunu koruyacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

7. Tutarlı Adalet ve Güven İnşası: Toplumsal güven, adaletin tecellisiyle doğru orantılıdır. Suç ve ceza arasındaki bağ kuvvetlendirilmeli; "cezasızlık" algısı yıkılmalıdır. Kaybolan güveni geri kazanmak, dökülen gözyaşını geri toplamak kadar güç olsa da devletin en asli görevi bu güven iklimini yeniden tesis etmektir.

8. Ahlak Temelli ve Verimli Eğitim Modeli: Eğitim sistemi, öğrencilerin yıllarını heba eden statik bir yapıdan kurtarılmalı; yetenek ve ilgi odaklı, her aşamasında ahlakı merkeze alan bir yapıya büründürülmelidir. Öğretmen yetiştirme programları da sadece akademik bilgi değil, bu toplumsal sorumluluk bilinciyle güncellenmelidir.

Bu öneriler ilkokuldan devlete, öğretmenden anne-babaya kadar her kademede daha da detaylandırılabilir. Ancak acı olan şudur: Bir ay önce de benzer cümleleri kurmuştuk, bugün de kuruyoruz ve muhtemelen (Allah korusun) yarın yine aynı trajedileri konuşacağız. Eğer bu konular birer "temenni" olmaktan çıkıp devlet politikasına dönüşmezse, yazdığımız her yazı sadece dökülen kanların üzerine örtülen birer kâğıt parçası olarak kalacaktır.

Yaşanan son olaylar, basın ve medyanın ne denli sorumlu davranması gerektiğini de göstermiştir. Yayın yasağına rağmen sosyal medyada dolaşıma giren facia görüntülerinin, gençleri psikolojik açıdan derinden etkileyeceği ortadadır.

Mağdur çocukların durumu ayrı bir hassasiyet gerektirmektedir. Derin bir travma yaşayan bu çocuklar, hem olaydan hem de travmayı tetikleyecek ortamlardan uzak tutulmalı, mutlaka profesyonel psikolojik destek verilmelidir.

Kısaca eğitimde önceliğimiz “önce insan” olmalıdır.




Bu haber 34214 defa okunmuştur.


Etiketler :


Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


FACEBOOK YORUM Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR

ÇOK OKUNAN HABERLER

HAVA DURUMU

İzmir
Parçalı bulutlu
Rüzgar 13 km/s
Cumartesi
Bulutlu
6° / 12°
Pazar
Bulutlu
7° / 16°
Pazartesi
Bulutlu
7° / 16°

PUAN DURUMU

Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 26 20 2 4 62 18 64 +44
2 Fenerbahçe 26 16 1 9 57 27 57 +30
3 Trabzonspor 26 17 3 6 52 29 57 +23
4 Beşiktaş 26 14 5 7 47 30 49 +17
5 Göztepe 26 11 5 10 30 20 43 +10
6 Başakşehir FK 26 12 8 6 44 30 42 +14
7 Samsunspor 26 8 7 11 29 31 35 -2
8 Kocaelispor 26 9 11 6 23 27 33 -4
9 Gaziantep FK 26 8 9 9 35 42 33 -7
10 Çaykur Rizespor 26 7 10 9 32 36 30 -4
11 Alanyaspor 26 5 8 13 28 32 28 -4
12 Konyaspor 26 6 11 9 30 39 27 -9
13 Gençlerbirliği 26 6 13 7 28 36 25 -8
14 Kasımpaşa 26 5 12 9 22 36 24 -14
15 Antalyaspor 26 6 14 6 25 43 24 -18
16 Eyüpspor 26 5 14 7 19 37 22 -18
17 Kayserispor 26 3 12 11 20 48 20 -28
18 Fatih Karagümrük 26 4 17 5 24 46 17 -22
Veri kaynağı: Resmî TFF puan cetveli · Güncelleme: 2026-03-16 15:05:00
Şans Oyunları

ANKET | TÜM ANKETLER

SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ

NAMAZ VAKİTLERİ

nöbetçi eczaneler