Prof. Dr. Raşit Küçük Hoca ile yaptığımız aşağıdaki konuşma,
“Raşit Küçük, Hatırımda Kalanlar” adı ile Hayat Yayınları’ndan
Umarım; Türkiye’nin en ücra köylerinden birinden başlayan,
başarılarla dolu bu hayat hikayesi genç nesillerimize yol gösterici olsun.
FK: Eğer yanlış bilmiyorsam Rahmetli Erbakan Hocanın tasavvufi bir yanı da olacak. Bu tarafını çok yoğun yaşıyor muydu birlikte çalıştığınız zaman?
Rahmetli Hocanın bir teknik tarafı var, bir de dergâh tarafı.
Mesela Erbakan’ı 12 Eylül’den sonra hapse götürürlerken yanına aldığı kitap sadece Tasavvufî Ahlak kitabıdır.
“Hapishanede bu kitabın verdiğini başka bir şey vermez bir insana, verirse bu verir” düşüncesi var anlaşılan.
Tarikat, tasavvuf şimdi konuşuluyor Türkiye’de.
Osmanlı’da tasavvuf hiç konuşulmamıştır, tarikat hiç konuşulmamıştır, yaşanmıştır.
Bütün uleması, sanatkârları, hatta neredeyse bütün padişahları yaşamıştır, aslı da budur.
1925’te tekkeler, dergâhlar, zaviyeler kapatıldı.
Türkiye’nin yaptığı en kötü şeylerden biri de budur.
Benim âcizane kanaatim, bunu her yerde de söylüyorum, hatta birtakım sempozyumlarda, toplantılarda da söylemişimdir.
Çünkü toplumun bir realitesi olan ve mutlaka ihtiyaç duyulan, her toplumda var olan, bu gibi sivil yapıları ortadan kaldırdığınızda, bunlar kalkmış olmuyor.
Tam aksine yer altına çekilerek gerçeğini kaldırmış oluyorsunuz, sahtesine zemin hazırlıyorsunuz.
Belki de bu isteniyordu onu da bilmiyorum. Mesela bugün; Amerika’da, bir tarikat şeyhi, bir mürşid, ben burada bir tekke açmak istiyorum dediğinde, bugünün Amerika’sı buna müsaade eder. Ve bunun, insanları nasıl yönlendirdiğini, ne yaptığını kontrol eder. Onun güvenlik birimi bunu takip eder.
Açıkça da söyler. “Ben sizi takip edeceğim” der. “Sizin takibiniz 5 sene. Şu şekilde, çeşitli şekillerde gelebilirim.
Sizi gözlemleyebilirim, dışarıda takip edebilirim.
Bir arkadaşımız anlatmıştı; 5 sene takip ediyor, sonra gelip diyor ki o şeyh efendiye; “Sizi 5 sene takip ettim, eroinmanlar, esrarkeşler, içkiciler, ayyaşlar geldi, gelen herkes, toplumda düzgün birer insan oldu ve sizin Amerika Devleti’ne insan kazandırmakta faydalı bir iş gördüğünüzü anladık. Bundan sonra sizi hiçbir şekilde takip etmiyoruz, istediğiniz gibi hareket edin ta ki suç işlediğiniz sabit oluncaya veya şikâyet edilinceye kadar.”
Biz, istemediğimiz her kurumu kapatarak halletmeye kalktık ve hâlâ bunların düşünülmesi bile yasaktır. 1925’teki kanunun bir nass-ı İlahi gibi görülüp değiştirilemez kabul edilmesi, çok yanlış bir şeydir. “Anayasa yapacağız, bunlara dokunamazsın” diyor. Bu Anayasa’yı 1924’tekiler, 1960’takiler, 1980’dekiler yapmadı mı? Onlar dokunmuştu.
İnsanın aslına, gerçeğine uygun hareket etmeliyiz.
Erbakan’ın yaptığı şey, fiili bir durumdur.
SİYASETTE ÜMMET ANLAYIŞINI GETİRİP YERLEŞTİRMİŞTİR
FK: Erbakan Hocayı izleyebildiğim kadarıyla, onunla ilgili şu tespitime katılır mısınız Hocam?
Gerek Türkiye’de, gerek diğer halkı Müslüman olan ülkelerde Ümmet anlayışını ve bilincini ilk seslendiren lider Erbakan Hoca olmuştur.
Siyasette ümmet anlayışını getirip yerleştiren Erbakandır.
Bugün Tayyip Erdoğan’ın yaptığı da ümmet bilincini yaymak, geliştirmek ve bir ümmet olarak yaşamanın yolunu, bütün ülkelere tebliğ etmek, bunu yapıyor, bunu duyuruyor.
Birleşmiş Milletlere de duyuruyor, İslam ülkelerine de duyuruyor.
İslam ülkelerinin toplantılarında diyor ki; “Yanlış yapıyorsunuz, halklarınıza zulmediyorsunuz.
Bu iş böyle gitmez.” Birleşmiş Milletlere diyor ki; “Dünya beşten büyüktür. Sizin dayatmalarınızla bu dünya idare edilemez.”
Ama bunları değiştirme gücü olmayan bir lider söylüyor.
Dünya, Gazze’den sonra eskisi gibi olmayacak.