Siyasette bazı fotoğraflar vardır; yalnızca o anı değil, bir dönemin ruhunu da anlatır.
Cemil Tugay’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden AK Parti rozetini taktığı fotoğraf da bunlardan biri.
İzmir gibi yıllardır CHP’nin siyasi kalesi olarak görülen bir kentte, CHP’nin adayı olarak seçilmiş bir büyükşehir belediye başkanının önce partisinden istifa etmesi, ardından bağımsız devam etmesi ve sonunda AK Parti’ye katılması, sıradan bir parti değişikliğinden fazlasını anlatıyor.
Asıl mesele şu: CHP neden belediye başkanlarını kaybediyor?
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den istifa ederek bağımsız yolunu seçmesi de aynı tablonun başka bir yüzünü gösteriyor. Yavaş, kararını açıklarken CHP'de yaşanan siyasi ve hukuki tartışmaların geldiği noktaya dikkat çekmişti.
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'nun CHP'den ayrılarak AK Parti'ye geçmesi de bu tabloya eklenen bir başka dikkat çekici gelişme oldu.
Bir belediye başkanı neden partisinden ayrılır?
Bu sorunun cevabını yalnızca “siyasi hesap” diyerek vermek kolay. Fakat mesele bundan daha büyük.
Çünkü belediye başkanlarının önünde çözülmesi gereken şehirler var.
Ve vatandaşın çok basit bir beklentisi var:
Bir belediye başkanı seçildiği şehir için proje üretmek, kaynak bulmak, merkezi yönetimle koordinasyon kurmak ve sorunları çözmek istiyor.
Buna karşılık siyasi enerjisini sürekli parti içi tartışmalara, kongre hesaplarına, liderlik mücadelelerine ve bitmeyen polemiklere harcamak zorunda kalıyorsa, işte böyle sonunda havluyu atıyor.
Belediye başkanları sadece seçim zamanı hatırlanacak isimler değil. Onlar aynı zamanda partinin sahadaki yüzü.
Eğer o yüz partiyle arasına mesafe koyuyorsa, burada yalnızca kişisel tercihlerden değil, siyasi yapının kendisinden de söz etmek gerekiyor.
Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişinde verdiği mesajlardan biri de merkezi hükümetle iş birliği ve İzmir'e hizmet vurgusuydu.
Çünkü belediyecilikte siyasi kimlik elbette önemlidir. Ama vatandaşın hayatına dokunan şey sonunda yapılan iştir.
Altyapı sorununun çözülüp çözülmediğidir.
Şehrin merkezi yönetimle kavga ederek mi, koordinasyon içinde mi yönetildiğidir.
Belki de bazı belediye başkanları için mesele tam olarak budur.
Siyasi tartışmaların dışında kalıp doğrudan hizmet üretmeye daha fazla alan açabilecekleri bir zemin aramak.
Bu nedenle CHP'nin ‘Giden gider’ diyerek meseleyi kapatması, Özgür Özel’in de ‘Hain oğlu hain’ diyerek hakaret etmesi işin kolay tarafı.
Çünkü bir kişi ayrılıyorsa kişisel bir tercih olabilir.
Ama farklı şehirlerde seçilmiş belediye başkanları art arda partileriyle yollarını ayırıyorsa, artık bunun siyasi bir muhasebeye dönüşmesi gerekir.
Muhalefetin bugün yapması gereken de tam olarak bu.
Belediye başkanlarını kaybetmenin sorumluluğunu yalnızca gidenlere yüklemek yerine, kendi yönetim anlayışını ve yerel yönetimlerle kurduğu ilişkiyi sorgulamak.
Çünkü siyasetçiyi partisinden ayrılmaya götüren şey sadece vardığı yer değildir.
Bazen asıl hikâye, ayrıldığı yerde başlar.