Temizlik!


Serdar Arseven isimli köşe yazarının Temizlik! başlıklı yazısı. Haber 7

Tarih: 13-10-2026 10:09

Temizlik!

Bir toplumun ahlâkı, nehir yatağına benzer. Görünmez, fakat bütün hayat onun üzerinde akar.

Yatağı derin ve sağlamsa su temiz akar, taşar, etrafı yeşertir.

Yatağı sığlaşıp çatlayınca su bulanır, taşkınlaşır, hem kendini hem de etrafını bozar.

Ahlâk erozyonu, artık tek tek insanların kusuru olmaktan çıkmış; bütün bir toplumsal dokunun içine işlemiş, kurumların da, ilişkilerin de, dilin de rengini değiştirmiştir.

Bundan hemen herkes rahatsızlık duymaktadır, daha doğrusu rahatsızlık duyduğunu söylemektedir.

Eksik olan şey, duvarlardaki yazılarda, yönetmeliklerde ya da bütçelerde aranır.

Oysa eksik olan, insanın insana bakışındaki o eski ölçü, o eski utanç, o eski “hak” duygusudur.

Kurumlar, onları dolduran insanların ahlâkından daha yüksekte duramaz. Bina sağlam olsa da, içindeki niyet çürükse, bina da zamanla eğilir.

Bu erozyonun sebepleri tek bir sebebe indirgenemez.

En derin sebep, belki de “utanma”nın geri çekilmesidir.

Bir insan, başkasının gözünde küçülmekten korktuğu sürece, en azından bazı sınırları zorlamaz.

Utanma duygusu zayıflayınca, sınırlar da esnekleşir.

Önce küçük yalanlar “zararsız” sayılır, sonra “küçük” görülen haksızlıklar geçiştirilir.

Zamanla bu küçükler büyür, çünkü onları büyüten bir ortam oluşmuştur.

O ortamda kıvraklık adeta “marifet” sayılır.

İnsan, kendi çıkarı için başkasının hakkını çiğnerken, bunu “hayatta kalma mücadelesi” kılıfıyla örter.

Örtüler, yolsuzlukları örtmenin aracı haline gelir.

Ahlâk, zayıfların lüksü gibi görünmeye başlar.

Bir başka sebep, ölçülerin yer değiştirmesidir.

Eskiden bir insanın değeri, sözünün eri olup olmadığıyla, emanete ihanet edip etmediğiyle, komşusuna zararı dokunup dokunmadığıyla ölçülürdü.

Kişinin ne kadar kazandığına, ne kadar göründüğüne, ne kadar hızlı yükseldiğine bakılır.

Bu yeni ölçüler, insanı sürekli “daha fazla” peşinde koşturur.

Daha fazla peşinde koşan insan, durup “Bu bana mı ait?” diye sormaz.

Sormadığı için de, başkasının hakkına kolayca el uzatır.

Kurumlar da bu yeni ölçüye göre şekillenir.

Liyakat yerine yakınlık, ehliyet yerine sadakat (ki bu sadakat çoğu zaman kişiye, ilkeye değil, maddî menfaatedir) öne çıkar.

Amacından sapan kurum, zamanla sadece kendini koruyan bir “yapıya” dönüşür. Kendini koruyan yapı ise, “kul hakkını” ikinci plâna atar.

Orada öğrenilen ölçü, sonra hayata taşınır.

Fakat aile de, dışarıdaki “daha fazlasına ulaşma” telâşından etkilenir.

Anne-baba, çocuğuna “iyi insan ol” demekten çok, “başarılı ol” demeye başlar. Başarı, çoğu zaman başkasını geçmekle ölçülünce, çocuk da başkasını geçmek için gerekli olan her yolu meşru görmeye alışır.

Böylece ahlâk, “başarıya engel” gibi algılanır.

Bütün bunların altında yatan daha derin bir sebep vardır:

İnsan, ne için yaşadığını, neye göre hareket etmesi gerektiğini bilmediğinde, en yakın ve en somut olana tutunur.

En yakın olan ise, çoğu zaman kendi çıkarıdır.

Çıkar, kısa vadede işe yarar gibi görünür.

Fakat uzun vadede hem kişiyi hem de toplumu aşındırır.

Çünkü çıkar üzerine kurulan ilişki, güven üretmez.

Güven olmayan yerde ise, herkes kendini korumak zorunda hisseder.

Kendini korumak zorunda hisseden insan, başkasının hakkını düşünemez.

Yavaş yavaş, neredeyse fark edilmeden ilerler.

Önce dil değişir. “haksızlık” yerine “idare”, “yalan” yerine “taktik”, “rüşvet” yerine “hediye” denmeye başlanır.

Bu zincir, her halkasında küçük bir tavizle uzar.

Küçük tavizler birikir, birikir ve bir gün insan, “Nasıl oldu da buraya geldik?” diye sorar.

O soruyu sorduğunda ise, çoğu zaman geri dönüş zorlaşmıştır.

Zorlaşmıştır ama inancımızda “ümitsizliğe” yer yoktur.

Yatağı çatlamış nehir, yeniden derinleşebilir.

“Temizlik seferberliği” başlatmak için önce suyun bulanık aktığını kabul etmek gerekir.

İnsan, kabahati karşı tarafa atarak sıyrılamaz işin içinden.

Çünkü kabul etmek, insanın kendi payını da görmesini gerektirir.

Kendi payını gören insan, başkasını düzeltmeden önce kendini düzeltmeye çalışır. Kendini düzeltmeye çalışan insan çoğaldıkça, kurumlar da yavaş yavaş iyiye doğru dönüşür.

Ahlâk, emirle gelmez; örnekle, tekrarla, sabırla yerleşmeye başlar.

Bir kez yerleşmeye başladığında da bütün hayatı yeniden şekillendirir.

Bugün gördüğümüz bulanıklık, eğer biz kendimizi değiştirmeye karar verirsek geçici bir hâldir.

Yatağı yeniden derinleştirmek, hâlâ mümkündür.

Yeter ki, suyun bulanık aktığını görelim ve o bulanıklığın kaynağının, dışarıda bir yerlerde değil, kendi ölçülerimizde, kendi tavizlerimizde, kendi “daha fazla” telâşımızda olduğunu kabul edelim.

Kabul edildikten sonra, gerisi sabır ve tekrardır.

Ahlâk, unutulmuş bir hatıra değil; her gün yeniden hatırlanması gereken bir yoldur.




Bu haber 34233 defa okunmuştur.


Etiketler :


Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


FACEBOOK YORUM Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR

ÇOK OKUNAN HABERLER

HAVA DURUMU

İzmir
Parçalı bulutlu
7°
Rüzgar 13 km/s
Cumartesi
Bulutlu
6° / 12°
Pazar
Bulutlu
7° / 16°
Pazartesi
Bulutlu
7° / 16°

PUAN DURUMU

Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 26 20 2 4 62 18 64 +44
2 Fenerbahçe 26 16 1 9 57 27 57 +30
3 Trabzonspor 26 17 3 6 52 29 57 +23
4 Beşiktaş 26 14 5 7 47 30 49 +17
5 Göztepe 26 11 5 10 30 20 43 +10
6 Başakşehir FK 26 12 8 6 44 30 42 +14
7 Samsunspor 26 8 7 11 29 31 35 -2
8 Kocaelispor 26 9 11 6 23 27 33 -4
9 Gaziantep FK 26 8 9 9 35 42 33 -7
10 Çaykur Rizespor 26 7 10 9 32 36 30 -4
11 Alanyaspor 26 5 8 13 28 32 28 -4
12 Konyaspor 26 6 11 9 30 39 27 -9
13 Gençlerbirliği 26 6 13 7 28 36 25 -8
14 Kasımpaşa 26 5 12 9 22 36 24 -14
15 Antalyaspor 26 6 14 6 25 43 24 -18
16 Eyüpspor 26 5 14 7 19 37 22 -18
17 Kayserispor 26 3 12 11 20 48 20 -28
18 Fatih Karagümrük 26 4 17 5 24 46 17 -22
Veri kaynağı: Resmî TFF puan cetveli · Güncelleme: 2026-03-16 15:05:00
Şans Oyunları

ANKET | TÜM ANKETLER

SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ

NAMAZ VAKİTLERİ

nöbetçi eczaneler