SİYASET 25 yılda neler değişti?
H. Akif Küçükal isimli köşe yazarının 25 yılda neler değişti? başlıklı yazısı. Haber 7
Savunma Sanayiinde tam bağımsızlık adına kat edilen mesafe…
Orta Doğu, Afrika ve Kafkas coğrafyasında istikrar tohumları…
Mavi Vatan Doktrini ve Doğu Akdeniz’deki hak ihlallerine karşı durma…
Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’u sahaya yansıtma…
Adalet ve Kalkınma Partisi, kuruluşunun 25. Yılını kutluyor. Bu çeyrek asırlık süreçte Türk dış politikasının yolculuğunu sizlerle birlikte hatırlayalım.
DIŞ POLİTİKADA ÇEYREK ASIR
Türkiye geçtiğimiz 25 yıl içerisinde dış politikada pasif ve tek eksenli bir çizgiden, kendi gündemini belirleyen ve bölgesinde inisiyatif alan bir çizgiye taşındı AK Parti’yle.
Bugün geriye dönüp bakıldığında ortaya çıkan tablo, kesintisiz bir yükseliş hikayesini oluşturuyor.
BUGÜNÜN TEMELLERİ İLK YILLARDA ATILDI
AK Parti’nin ilk iktidar yılları, sonraki dönemlerde meyvesini verecek yapısal reformların ve açılımların dönemi oldu. 2005’te başlayan AB üyelik müzakereleri, Türkiye’nin idari ve hukuki reform gündemini hızlandırırken, “komşularla sıfır sorun” bakış açısıyla Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’da yoğun bir diplomasi trafiği yürütüldü.
Türkiye-Afrika ilişkilerinde mesafe katedilmesi gerekiyordu. TİKA’nın bölgeye yönelik faaliyetleri, ilerleyen yıllarda kurumsallaşacak Afrika açılımının ilk tohumlarını oluşturdu.
Aynı dönemde savunma sanayiinde yerlileşme hedefi resmi politika haline geldi. Savunma Sanayii Başkanlığı bünyesinde başlatılan İHA ve kara sistemleri projeleri, 2019 sonrasında ortaya çıkacak ihracat kapasitesinin alt yapısını hazırladı.
2011 yılında patlak veren Suriye krizinde Türkiye, muhaliflere kapılarını açarak insani ve siyasi destek sağladı. Bu tutum, 13 yıl sonra gelen devrimle sonuçlanacak sabırlı stratejinin başlangıç noktasını oluşturdu.
2016’daki darbe girişimi milletin iradesiyle bastırıldı, Ankara hem iç hem de dış politikada özgüven pekiştirdi. Suriye’de peş peşe düzenlenen sınır ötesi operasyonlarla YPG/SDG terör örgütünün özerkleşme hayalleri suya düşürüldü.
MAVİ VATAN DOKTRİNİ SAHAYA YANSITILDI
2019 yılı Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin “Ben de varım” hamlesine sahne oldu. Libya ile imzalanan deniz yetki alanları mutabakatı bu 25 yıllık sürecin en belirleyici hukuki-stratejik adımlarından biri oldu.
Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti ile kurulan bu çerçeve, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan EastMed, IMEC gibi planların ölü doğmasını sağladı. Mutabakat, Türkiye’nin kıta sahanlığı iddiasını uluslararası zemine taşıdı.
TURAN KORİDORU KURULDU
2020 yılında Kafkasya’da önemli bir eşik aşıldı. Azerbaycan’ın Karabağ zaferi, Türkiye’nin siyasi ve askeri desteğiyle mümkün oldu. Ankara Kafkasya’ya doğrudan etki üreten bir aktöre dönüştü. Turan Koridoru ve Orta Asya’ya uzanan Türk dünyası bağlantıları, bu kazanımın devamı niteliğinde gelişti.
BÖLGESEL YALNIZLAŞMA SONA ERDİ
2021 ile 2024 yılları arasında siyasi kriz yaşanan ülkelerle normalleşme süreçleri yaşandı. Mısır’la istihbarat temaslarıyla başlayan ilişkiler geliştirildi, normalleşme, büyükelçi düzeyinde atamalarla tamamlandı. 2013 sonrası bölgesel yalnızlaşma, BAE ve Suudi Arabistan ile geliştirilen ilişkiler neticesinde aşıldı.
AFRİKA’DA TÜRKİYE’NİN ETKİSİ ARTTI
Tüm bu süreçte Türkiye-Afrika ilişkileri büyükelçilik sayılarındaki artışlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretleri ve çeşitli yardım faaliyetleri gelişmeye devam etti.
Özellikle 2024 yılının Şubat Ayında imzalanan Savunma ve Ekonomik İş Birliği Çerçeve Anlaşması, Türkiye’nin Somali’deki TÜRKSOM üssünü kurumsal bir zemine oturttu. 10 yılık bu anlaşma, Somali donanmasının yeniden inşasını öngörerek Ankara’yı Afrika Boynuzu’nda ve Kızıldeniz’de uzun vadeli bir aktöre dönüştürdü.
SABIRLA GELEN DEVRİM
2024 yılının Aralık ayında Suriye’deki iç savaş, muhaliflerin zaferiyle sona erdi. Ankara’nın Suriye politikasında sabırla attığı adımlar da meyvesini vermiş oldu. YPG/SDG tehlikesi tarihe karışırken, Şam yönetimiyle geliştirilen kardeşlik ilişkisi sınır güvenliği, yeniden inşa ve ticaret gibi alanlarda Türkiye’ye belirleyici bir konum kazandırdı.
TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ GELİŞTİRİLDİ
2025 yılı Türkiye’nin ABD ile ittifak ilişkisinin olumsuzdan olumluya dönüşümüne sahne oldu. Geçmiş yıllarda yaşanan gerginlikler, Trump’ın ikinci döneminde kazanılan hava ile yerini karşılıklı anlayışa bıraktı. ABD Başkanının Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik olumlu söylemleri, iki ülke arasındaki ilişkinin olgunluk düzeyine ulaştığını gözler önüne serdi. Son olarak NATO zirvesinde de açıkça görülen bu yakınlaşma, savunma sanayii işbirliği ve bölgesel güvenlik koordinasyonları ile geniş bir yelpazede somut adımlarla devam ediyor.
ENERJİ VE SAVUNMA SANAYİİ’NDEKİ ATILIM!
Yine 2025 yılında değinilmesi gereken bir başka başlık, enerji hattında açılan yeni sayfalar…
Irak ile yürütülen Kalkınma Yolu Projesi ve son olarak imzalanan petrol anlaşması, Türkiye’nin enerji koridoru işlevini güçlendiren yapısal bir adım olarak tarihe geçti. Hicaz Demiryolu, Zengezur Koridoru gibi çeşitli projelerle Türkiye’nin enerji ve ticaret merkezi olmasının önü açıldı.
Savunma Sanayii’ndeki bağımsızlaşma süreci, son 25 yılın en somut kazanımı. 2000’lerin başında dışa bağımlı olan sektör, bugün İHA ve SİHA teknolojisi başta olmak üzere, KAAN muharip uçağı projesi, Hava Savunma Sistemleri ve Uzay araştırmaları ile görünümünü neredeyse tamamen değiştirmiş durumda. Bu kapasite öyle sağlam bir zeminde oturuyor ki 2026 NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapılacak kadar müzakere gücü kazanılmasının maddi temelini oluşturuyor.
BÖLGESEL İSTİKRAR ADIMLARI SÜRÜYOR
Türk dış politikasının son dönemdeki önemli atılımlarından bir diğeri “Tek Libya” hamlesi. 2019’da imzalanan anlaşma sonrası Mavi Vatan’da kararlılık mesajı veren Ankara, şimdi Trablus ve Bingazi ile eş zamanlı temas kurarak ülkenin siyasi birliğinin sağlanmasına odaklanmış durumda. Libya’da yaşananlar Türkiye’nin bölgesel kapsayıcı bir istikrar aktörü olarak konumlandığının somut göstergesi.
Bölgesel istikrar demişken Mekke Ortak Savunma Anlaşmasına değinmemiz gerekiyor. Bölgesel güvenlik mimarisinde yeni dönemin sembolü olan anlaşma Ankara’nın stratejik özerklik arayışının doğal bir uzantısı. Türkiye bu anlaşma ile ABD’nin bölgede uzun süredir tek başına yürüttüğü güvenlik garantörlüğüne ciddi bir alternatif oluşturdu. Washington’a duyulan güven kaybı, Türkiye-Suudi Arabistan ve Pakistan arasında somut iş birliğinin kapılarını açtı.
25 yıllık AK Parti sürecinde en çok eleştirilen konulardan biri Avrupa Birliği ile ilişkiler…
Son dönemde burada da ciddi bir hareketlilik yaşandığını söylemek mümkün. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, vize serbestisi sürecinde kalan 6 kriter için Dışişleri, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının ortak yürüttüğü yeni bir çalışmanın başlatıldığını açıkladı. Toplam 72 kriterden 66’sının karşılandığı bu süreçte kalan kriterler için yol haritası belirlendi.
Bu noktada Türkiye’den olumlu bir adım gelse de Avrupa’nın yıllarca Türkiye’ye yönelik insan hakları konusundaki eleştirilerinde nasıl sınıfta kaldığını önce Ukrayna-Rusya savaşında ardından Gazze soykırımına görmüş bulunuyoruz. Türkiye’nin AB üyeliğine muhtaç olmadığını ancak Avrupa’nın güvenlik mimarisinde Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu söylememiz gerek.
Günün sonunda son 25 yılında kendi gündemini belirleyen bir Türkiye var AK Parti liderliğinde. Çeyrek asırlık süreçte Türkiye’nin bölgesinde lider ülke olduğunu, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya, Afrika’dan Suriye’ye, Körfez’den Batı’ya dış politikada çok yönlü diplomasinin olumlu sonuçlar verdiğini ifade edebiliriz.