SİYASET 25 yılda neler değişti?
H. Akif Küçükal isimli köşe yazarının 25 yılda neler değişti? başlıklı yazısı. Haber 7
DEM Parti’nin içinde, sayısal ağırlığı çok zayıf olmasına rağmen, oy potansiyeli çok küçük olmasına rağmen parti politikalarına doğrudan etki etme gücünü elinde bulunduran, sonradan bu harekete ‘eklemlenmiş’ bir sol damar var.
Başka bir deyişle, burada ‘organik’ olmayan bir ilişki biçimi var, o da şu:
Bu partilerin doğru düzgün bir seçmen tabanı yok.
Kitle partisi değiller.
Bunu yerine DEM’in kitle partisi olmasından inanılmaz derecede yararlanabiliyorlar.
DEM Parti’ye verilen oylardan besleniyorlar, DEM Parti’nin sırtından siyaset yapıp, Meclis’te temsil ediliyorlar.
Geçmişte girdikleri seçimlerde alabildikleri oylara bakıldığında, bindelik dilimlerde kendilerine zor yer bulabildikleri görülüyor.
DEM Parti diyelim ki 5 milyon oy aldı, bu oyların yüzde birini bile alamamış olan bu partiler, DEM’in Meclis’teki milletvekili aritmetiğinde neredeyse eşit derecede temsille ve ayrıcalıklı bir sayıyla temsil ediliyorlar.
Bu ‘orantısızlığın’ gerekçesi, bu birlikteliğin, bu projenin dışarıdan empoze edilmiş olmasıyla alakalı.
Dışarısı deyince siz buradan Avrupa aklını, Almanya aklını, Batı aklını anlayın derim.
Sayısal bir ağırlığı olmamasına rağmen ‘siyasal’ ağırlığı sayesinde DEM’in temel politikaları üzerinde net bir nüfuz alanı var bu kesimin.
Bu durumu bu yazıda mevzu etmemizin sebebi şu:
Bu kesimde yaklaşık 2 yıldır devam etmekte olan Terörsüz Türkiye projesiyle alakalı kritik zamanlarda kendini belli eden bir ‘huzursuzluk’ hali söz konusu.
Olup bitenler, Türk/Kürt kardeşliğini pekiştirme ihtimali olan gelişmeler, onları bir türlü mutlu etmiyor.
En azından içlerinden bazılarının dışarı yansıttıkları hava bu şekilde.
DEM içindeki bu ayrıcalıklı damarı temsil edenlerin vitrin isimlerinden Tülay Hatimoğulları’nın zaman zaman yaptığı çıkışlardan.
Meclis’te Terörsüz Türkiye için hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Yasa Teklifi” sonrası bu hanımdan yine enteresan bir çıkış geldi.
Dünya’nın ’Gazze Kasabı’ diye etiketlediği İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’dan referansla yaptığı açıklamalar.
"Türkiye bölgede hem barış konusunda, dostluk konusunda, ülkeler arası ilişkilerde çok daha iyi bir noktada olamaz mıydı? Olurdu. Ama hep ayağına ne dolandı? Kürt meselesi ve Kürt sorunu dolandı. En basit örneği; mesela İsrail'e 'Sen Filistin'i işgal etmekten vazgeç' dediğinde, döndü Netanyahu dedi ki: 'E sen de Kürtleri dövmekten vazgeç' dedi, 'Öldürmekten vazgeç' dedi. Sonuçta siz barışı, barışın çağrısını yaparken de Türkiye'de bu sorun devam ettiği sürece bir karşılığı olmuyor. Bunu her açıdan öyle düşünün."
Netanyahu üzerinden yapılan bu karşılaştırma haklı olarak tepki çekti.
Hatimoğulları’nın Ocak 2025’te yani, Terörsüz Türkiye projesinin ilk aylarında yaptığı bir açıklama daha vardı.
"Ya barışı inşa edeceğiz, ya da her yer Gazze olacak."
Klasik radikal sol sloganlardan biriydi bu.
Her iki açıklamayı da yaptıktan sonra sözlerinin çarpıtıldığına, yahut yanlış anlaşıldığına dair ‘düzeltme’ beyanları da oldu Hatimoğulları’nın.
Ancak kendisinin bunu genel kamuoyundan ziyade, DEM içinde bu durumdan rahatsız olanları yatıştırmak adına yaptığı anlaşılıyor.
Çünkü düzeltme talebi ‘içeriden’ geldiği için böyle yapmak zorunda kaldı bir yerde.
Belli ki, kendisinin bu meseleyi Filistin meselesiyle aynı mesabede gören yerleşik bir düşüncesi var.
DEM Parti’nin Eylül ayında bir kongre yapması bekleniyor.
Burada parti yönetimi ve eş başkanlıkların da değişmesi bekleniyor.
Bütün bu gelişmeler muvacehesinde insan merak etmiyor değil.
Dışarıdan ‘organik’ olmayan bir biçimde DEM siyasetine eklemlenen, Kürtlerin bu partiye verdiği oylardan hak etmedikleri oranda bir temsil hakkı elde eden bu sol partilerle ilişkiler nasıl ilerleyecek?
İmralı DEM’e yeni bir format atabilecek mi?
Atabilecekse bu formatın içinde DEM’i bu yükten kurtarmak gibi bir durum da söz konusu olabilecek mi?
DEM siyasetinin geleceği ve tercihleri açısından da yakından izlemeyi gerektiren bir mesele karşımızda duruyor.