İletişim Başkanı Burhanettin Duran dün, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’ya yapacağı ziyareti duyurduğu mesajında şöyle dedi:
“Ankara’da yapılacak görüşmelerde, iki yakın müttefik ve stratejik ortak olan Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler savunma, ticaret ve yatırımlar dahil tüm boyutlarıyla gözden geçirilecek, mevcut iş birliğinin derinleştirilmesi için atılabilecek adımlar ele alınacaktır.”
Trump’ın ikinci dönemi, uzun yıllardır Türk-Amerikan ikili ilişkilerinin karakterine ‘sinen’ gerilimli atmosferin yerine, açılan fırsatı pencereleri ile daha çok gündeme geliyor.
Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden Türkiye’ye gösterdiği yakın alakanın sözde kalmadığına dair örnekler var önümüzde.
Uzun yıllar Türkiye’nin üzerinde ağır bir yük olarak kalan Suriye meselesinde, Ankara ile Washington arasında sağlanan ‘senkronizasyon’ Türkiye lehine hiç beklenmedik sonuçlar üretti.
ABD’deki mevcut yönetim, Türkiye’nin tarihsel bağları olan yakın/uzak coğrafya üzerinde bu nüfuzunu kullanmasını eskiden olduğu gibi ‘tehdit’ olarak görmüyor.
İçe kapalı, enerjisini iç meselelerle tüketen bir ülke yerine, sahip olduğu yumuşak gücünü ekseni etrafındaki coğrafyaya yayan bir Türkiye fikri, Trump yönetimi nezdinde tehdit olarak değil, kendileri lehine de sonuçlar üretebilecek fırsat penceresi biçiminde algılanıyor.
Bu havanın bu şekilde oluşmasının geri planında, Tayyip Erdoğan liderliğinde Ankara’nın son derece akıllıca bir stratejiyle yürüttüğü ‘ikna süreci’ de var tabi.
Bu yeni durum, iyi değerlendirilmesi halinde, ülkemizin önüne muazzam bir fırsat penceresi açıyor aynı zamanda.
Trump’ın Ankara’ya gelmeden önce bu ziyareti gerekçelendirirken “Erdoğan istediği için” şeklinde bir cümle kurması, başlı başına büyük bir haber zaten.
Ankara’ya kendi ifadesiyle yeni bir takım ‘hediyelerle’ geleceğini beyan etmesi de, beklentileri yükseltmiş durumda.
Ankara’nın Trump yönetiminden bir takım beklentileri var.
Bu beklentilerin en önemlilerinden biri kendisinin ilk döneminde devreye sokulan CAATSA Yaptırımlarının kaldırılmasıyla ilgili.
Trump’ın bugün başlayacak olan Ankara ziyaretinde bu yaptırımların kaldırılabileceğine dair sinyaller.
Belki de bu yazı bu köşedeki yerinden arşive gitmeden önce böyle bir duyuruyla karşılaşabiliriz.
CAATSA yaptırımları Türk/Amerikan ilişkilerinin mevcut ruhuna ters bir yerde duruyor bir defa.
Trump’ın neredeyse her konuşmasında Erdoğan’a olan hayranlığından bahsettiği bir ortamda, normal şartlarda hasım ülkeler için devreye sokulan bir yaptırım kararının yürürlükte kalması eşyanın tabiatına aykırıdır.
Ankara’da “Trump momenti/anı” şeklinde bir tabir kullanılıyor.
Trump’ın ABD Başkanı olarak görevde olduğu ve olacağı döneme ilişkin bu tabir kullanılıyor ve bu ‘moment/an’ dan Türkiye lehine mümkün olduğunca faydalanmaya dönük bir arzuyu yansıtıyor bu tanımlama.
Bu durum herkesten fazla İsrail’i rahatsız ediyor tabi.
KAAN savaş uçaklarının motorlarının Türkiye’ye satışına dönük Beyaz Saray’dan gelen yeşil ışık, Tel Aviv’de kaşları çatmış görünüyor.
Netanyahu son açıklamasında, “Türkiye’ye F-35 veya savaş uçakları için motorların (KAAN’ı kast ediyor) verilmemesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Netanyahu, Ankara’ya yapacağı ziyaret sonrası mümkün olan en kısa süre içinde Trump’la görüşmenin yollarını arıyor.
Burada amaç, açıklamalarına da yansıdığı gibi gayet açık:
Trump’ın Türkiye lehine atacağı adımları mümkün olduğunca engellemek.
Daha önce Suriye dosyasında basın toplantısında yanında duran Netanyahu’ya “Makul ol” çağrısı yapan Trump, bu konudaki eylemlerini bu duruşuna uygun şekilde hayata geçirdi.
Yani, Netanyahu’ya açık destek verirken, sınırlarını gösterme anlamında da bir duruşu var Trump’ın.
O nedenle Türkiye’ye getireceği ‘hediyeler’ konusunda salt İsrail başbakanının ağzına bakarak geri adım atması beklenmeyebilir.
Ama ABD/İsrail ilişkilerinin derinliği dikkate alındığında ihtiyatı elden bırakmamakta da fayda var.